SON YAZILAR

Bu Göçüş Nereye? (3) - HEYBENİ BOŞALT!

Yollar.. Yollar ki bitmek tükenmek bilmeyen imtihanlara gebe. Sağımızda güneşli bir deniz kıyısı dururken, solumuzda yemyeşil bir ağaç şöleni bizi karşılasın isteriz. Dünyadan geçişimiz manzaralı olsun dileriz. Fakat ne diyordu şair? Cennet ucuz değil.

Tabi bu dünyada yürüdüğü asfalt kaplı şeyleri ve birer birer tırmandığı başarı merdivenlerini yol sayanlar için sayısız cennet aksi var suyun üzerinde. Büyük bir kısmı sularla kaplı insan evladının, yine büyük bir kısmı sularla kaplı bu kürede gördüğü seraplar birer yalancı cennet, evet öyle. Aksini iddia ediyorlar. Oysa bu cennetin tam da aksi.

Kelime oyunları yapmaya bayılıyorum. Benim de yürüyelim dediğimiz bu hakikat yolculuğunda insan kokan yanlarımdan biri işte. Sizin nasıl kokular geliyor kendi ruhunuzdan burnunuza ve asıl duyu organınız olan yüreğinize? Siz bu alemin neyi veya neleri gibi kokuyorsunuz? Durun söylemeyin bize. Ama kendinize bu sorunun cevabını verdiniz bile.

Çoğunca atalet kokuyoruz belli ki, üşendi kiminiz bunca yazıyı okumaya. Çağımız hız çağı. Ama sapmayalım asıl meselemizden, biz bu yolu uçakla geçmeyeceğimizden sindire sindire devam edelim muhacirliğimize.

Yolda bir takım taşlar göreceğiz. Bunlar Taif'in taşlarına benzemiyorlar ama Mina'da iblise atılanlar kadar da bizden tarafa olmadıkları kesin. Çünkü ayaklarımıza batıyor ve bizi yıldırmanın bin türlü oyununu kuruyorlar. Kimi zaman beş taş olarak vakti çalmanın, beş vakitte yapılacak başka ruhi yolculuklarımızın biletini ezmenin oyunu, bıkmıyorlar, bıkmıyorlar. Günde beş kez gelip, her gelişte bir koca taş atıyorlar şakaklarımıza. Ve bizler de birer Habil olup yıkılıyoruz yere. Uyanana değin başka bir vakit girdi diye sesleniyor imam efendi.

Ahh imam efendi! Bu yolda bizim ardımızı toplayan ve habire elindeki megafonla bize "Arkada kalmayıın!" ihtarını eden adam. Sabah dörtte bile tüm yolcuların kulağına eğilip 'yürü' dediğini her duyuşumuzda, -siz hiç uyumuyor musunuz efendim- diyesi... Ama bilirsiniz imam öncüdür ve uyuyamaz.

Muhacir de uyuyamaz çünkü arkasından gelen amca oğlu onun yolunun yol olmadığını düşünmekte ve dişlerini bilemektedir kendi kanına. Ne diyordum? Taşlar.. Onları alıp atmak bir dert, görmezden gelmek bir başka dert. Üzerine basmamak adına her daim teyakkuzda olsak iyi olacak.

Şimdi söyle bana; senin taşların neler? Senin burnuna gelen kötü kokun hangi bozuk yemeğin malülü? Sen bu dünyadan neyi gerçek sanıp da bu yola çıkarken heybene attın? Hem de hepimizden saklı yaptın bunu. Heybeni aç ve bize orada hakikatten başka bir şeyin hamallığını yapmadığını ispatla. Biz derken elalemden bahsettiğimi sanma. Unuttun mu biz; muhacir ben ve ensar ben. Benden bana zarar verecek bütün benleri sil at sevgili ben. Yol uzun, yükümü kolayla, haydi!




Hiç yorum yok

Görüşleriniz mürekkebimizdir!