SON YAZILAR

Bu Göçüş Nereye?(5) -SORU(N)LARIM VAR

Peki bileti ne zaman ve nereden almıştık?
Bize bileti satan mı teklif etmişti almamızı, yoksa bu seyahate karar veren biz miydik?
Biletler kaç para tuttu?
Yolun verdiği iç huzur ve menzile verdiğimiz değer bu parayı ediyor muydu?
Yola yalnız mı çıkmak gerekir, yoksa biri veya birilerini yanımızda götürebilir miyiz?
Yolda herhangi bir yere uğrayacak mıyız?
Geri dönme şansımız var mı?

Tüm bu ve bunun gibi soruların cevabını bulabilmemiz için tam 124.000 defa uyarıldık. Uyarının adı Tevrat, diğer adı Zebur, müjdesi İncil ve noktası ise Kuran-ı Kerim'di. Ve kapsamı herkesin anladığı dile göre mana buluyordu. Kimine fazlasıyla asabi, kimine hikayevari, kimine tehdit edici, bazılarımıza ise inşirah beyanı...

İnsan sayısı kadar yol olduğunu söylediğim zaman bana, öyleyse en başından beri anlattığın şey kendi yolunmuş. Konunun benimle hiçbir alakası yokmuş. Benim yolumu ancak ben anlayabilir ve anlatabilirim diyeceksin belki de. Ama sen benin ta kendisisin. Bunu sana hatırlatıp durmaktan yoruldum. Çünkü bir şekilde her insan kendini çok sevmekle beraber hiç sevmemekte. Tamam kabul bu çok şahsi bir yorum oldu. Bazılarımız sadece kendini sever, bazılarımızsa yalnızca ve yalnızca kendinden nefret eder. Senin ben oluşu kimi zaman ruhumu okşasa da çoğunca... Hüzün vericisin sevgili muhacir.

Yollarımız ayrı, tamam. Herkes kendi işine baksın. Peki ya öyleyse neden her birimiz ayrı ayrı dünyalara değil de tek bir dünyaya indirildik? Adem ve Havva'nın neden birbirinden ayrılıkları bize bir ceza gibi yansıyor peki? Yola yalnız mı çıkmalı sorusunu cevapladığımızı düşünüyorum.

Gelelim Arafat dağı meselesine. Bir ibadetin farzını düşün ki yapılması gereken yalnızca durmak, vakfetmek zamanını ve bedenini. İnsana garip ve de tefekkür edilesi geliyor doğrusu. Adem ve Havva'nın Arafat'ta bir araya geldiği rivayet olunur. Onun doğruluğu ve yanlışlığı bir yana, neden duruyoruz orada? Yolda daima gitmek varken duruş niçin?

Aslına bakarsan bizden beklenen hep duruş değil mi? Öyle ya da böyle bir yerde durmamız gerektiğini hissederiz. Doğru olan tarafın önünde siper olarak, hakkı yenenin yanında destek çıkarak, seccadenin üzerinde secde yaparak? Aslında yol gittikçe garipleşiyor. Evet, bir diğer soruna da cevap aldın işte. Yolda bir yerlerde duracak mıyız? Evet. Bizi yolda tutacak olan her mahallede durup nasibimizi alacağız o yerden.

Öte taraftan ha bire gözümü korkutan ve aslına bakarsanız vebalinden çekindiğim soruya geldi sıra: Bileti nereden ve nasıl ve niçin aldığımız sorusu. Bu sorunun benim dilimden değil de yolun sahibi tarafından cevaplanmış olduğunu belirtmek isterim. "kalubela!"

Geri dönme şansımıııızz? Yok. Zaten bilirsiniz, bizlerin icat ettiği yolcuklardan ziyade hayatta gerçekten var olan tüm yollar tek yöndür. Yürür gidersiniz. Geri dönmeyi düşünemeyecek ve yapamayacak olduğunuzu bilmeniz, yaş gününüzü kutlarken hissettiğiniz buruklukta gizli. Kutlamıyorsanız, yine kutlamama sebebinizde gizli.

Nihayetinde yolculuğun değerine paha biçmeye geldiyse mesele, canımızdır o. İşte senin yol için ödediğin ücret; alıp verdiğin her bir nefes.

Gerçek bir yolcu isen ondan da vazgeçeceksin yolun sonunda. Zaten bunun için seyahate başlamıştık. Dünyaya geldiğimiz vakit göçteydik zaten. Dünyaya adım atar atmaz muhacirdik. Hala öyleyiz.

Bu işin inceliği kalubela dediğimiz, hatrımızda mı değil mi? Muhacirliğimize aman ne harika yolcu desinler diye mi çıktık? Medine'ye varıp tebdili mekan gayesinde miyiz? Yoksa gerçek bir hakk yolculuğu mu bu?

Çok soru sordum. Çok zoru sormadım. Cevap ver. Neden dünyadasın, yürüyüşün nereye ve niye?


Hiç yorum yok

Görüşleriniz mürekkebimizdir!