SON YAZILAR

Bu Göçüş Nereye?

Göç etmenin kıymetini anlamam lazım. Bunun için ne yapmam gerektiğini fehmetmenin tek bir yolu var. O da yolun ta kendisi. Bu soruyu kendime sormuş ve “Şimdi ne yapacağım, ne yapmam gerekiyor, şu yaşa geldim ve ne yaptım?” demişsem, yola girmişimdir. Tam isabet! Burada göç tabirini kullanıyor olmamın özel bir nedeni var. Bu yola girecek ve arkamı dönüp gideceksem bir başka ben’e doğru, arkamdakilere dönüp bakmamam gerekecek. Göçmem ve beni yoldan alıkoyan her şeyden geçmem gerekecek. Meşhur yar ve ser meselesi anlayacağınız. Bırakın her şeyi. Geride kalsınlar. Siz aslında yollar içinde gerçekliği gün gibi meydanda olan tek yola giriyorsunuz. Kaybedecek neyim var diye sormayın kendinize, Ebu Zerr gibi davranın ve “Benim üstüme ne var?” diye sorun. Ve lütfen yola girmiş gibi davranmayı bırakın. Çünkü bu, yola girmekle aynı şey değil.

Yol nedir?

Yol felsefe değildir. Yol siyaset değildir. Yol zanaat değildir. Bu yol riyaset değildir. Yol ziyafet değildir. Yol sefalet de değildir. Ve yol en büyük ruhi hastalığımız olan atalet de değildir. Bu yol dostum, girmeyi ve düşünmeyi bilene hakikattir!

Neden göç?

Çünkü bu söz, öteden beri emredilmiş bir Rasûl sözüdür. Kimimiz içimizin Habeşistan’ına, kimimiz Yesrib’ine ve kimimiz de sırf öldüğümüz yerin bir nişane kılınması gayesiyle Eyyub Ensari tavrıyla İstanbul’a göçeriz. Fakat göçmemiz gerektiğini anladığımız an, gönlümüzdeki Bekke vadisinin cahilliğimizle dolup taştığı an olmak zorunda değildir. Eğer sonuna dek zorlayacaksa nefsimiz cehaleti, ve biz dünyevi zevklerin zirvesine çıkmadan inmeyeceksek Yusuf’un kuyusuna, öyleyse devam edelim Hicret’imize ‘göç’ demeye.


Arkası yarın..

Hiç yorum yok

Görüşleriniz mürekkebimizdir!