Culture

SARI ÖRTÜ, ÜÇ KURUMUŞ KALEM - 2

    
    Terliklerini gözleyerek balkona geçti. Pencere önünde ki saksılara yenice ektiği soğanları kontrol etti. Tütün poşetini eline aldı, ağzını açtı ve bir sigara sardı. Evin balkonundan yüzüne vuran ay ışığı ten renginin açılmasına neden oluyordu. Oysa o daha çocukken yediği ''kara çocuk'' yaftasının kırgınlığını halen hissediyordu. Şişman/zayıf insanları düşündü. Fazlalıklarını yada eksikliklerini kapatabilmek için siyah giyerdi. Düşündü. Siyah giymek kendini güvene almak ve kurtarmaktı bir şeylerden. 

-    Hangi şeylerden?  

Diye bir soru yöneltti kendine. Gülümsedi ve sustu. 
Sigarasının son dumanını içine çekmesinin ardından tekrar odasına geldi. Kitaplığına gelişi güzel dizdiği kitaplara göz gezdirdi. Hepsini beğenerek almış, beğenerek okumuştu. Şimdi ise hepsine kıskanarak bakıyordu. 
Bazen,

-    Yazılanlar çok eksik. Bir şeyler daha eksik ama kavrayamıyorum. 
Diyordu. Ardından,
- Bu kurduğum cümle bir şairin bir dizesine benzedi. Acaba fikirlerim artık şairlerin sözlerinin birer yamasından mı ibaret? diyerek bir soru yöneltirdi kendine. 

(Anlaşılması hususunda bu ayrıntıya giriyorum!)

(Kalın bir kafası yoktu. Dingin bir kafası yoktu. Düzgün bir suratı ve suratından akseden düzgün bir görünüşü yoktu. Dudakları inceydi ve küçüktü bu nedenle düzgün cümle kurmasını beklemiyordu kendinden ve her zaman çirkin konuştuğunu düşünürdü. Düzgün bir zihni de yoktu. Aynı anda Anna rf dinlerken birden Neşet ERTAŞ'a bağlanabiliyordu. Türkü dinlerken sigara yakardı (Düşünceden). Hareketli şarkılar dinlerken sigara yakardı (Eylemden). Genel manada her 5 dakika da bir sigara yakardı. 

     Şuan kitaplık ile arasında bir alaka kurmuştu. Onları izliyor olmasına rağmen aklının bir ucunda ''ne kadar süre sonra sigara içmeye gitmeliyim?'' diye bir soru dolanıyordu.Konuşurken kendisi olmanın dışında her şeyden bir parça olabiliyordu.) 

(Anlaşılması hususunda girdiğim ayrıntı burada bitti.)

- Heh.. dedi ve koltuğa uzandı. İşte insanlığın en büyük düşmanlarından birisi de uzanmaktır. Çünkü dik durmak için yaratılmış olan iskelet sistemini toprağa paralel sermek bir ahmaklıktı. Yataklarımız, oturduğumuz koltuklar, sandalyeler, tabureler vesayre ne kadar yerden uzaklışırsa o kadar insanilikten uzaklaşırdı. Başının  hemen üstünde aklı vardı. Ona ulaşmaya dahi takat bulamıyordu bir yerlere paralel olarak uzandığında. 

(Anlaşılması hususunda bu ayrıntıya giriyorum!)

(Genelde kekeme tarzda konuşurdu. Cümlelerin yüklemi nerede kendisi dahi bilmezdi. Devrik konuşurdu anlayacağınız. Bende daha ismini vermediğim bu zatı anlatırken devrik cümleleri sırf gerçek hayata girebilesiniz diye yazıyorum.)

Hiç yorum yok

Leave a Reply

Görüşleriniz mürekkebimizdir!