Yayınlar

ŞİİRLER etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

RAĞBET GÖREN

GÖÇ - (Ayakkabı Tercihi)

Resim
İnsanlar daha zayıf olmak için yürürler kimi zaman. Kilolu oldukları zannına kapıldıklarında, yani kendilerinden başka birileriyle kıyasa tutuştuklarında, aynaya değil de başkalarının gözleriyle kendilerine baktıklarında yürüyüşe çıkarlar. Yürürler ve zayıflarlar. Oysa bizim sözünü ettiğimiz yürüyüş bunun aksine, zayıflamak için değil güç toplamak içindir. Bu ayrıntıyı küçük bir tefekkür olsun için ekledik girişimize.Gelişme bölümü ile devam edecek olursak; uzun soluklu bir kaç soruya uzun ve soluksuz cevaplar verip nefis nefise kalmıştık en son yazımızda. Bugünse ayakkabılar üzerinde duracağız.Ayakkabılar hakkında çok farklı deyişler ve atasözleri duymuşsunuzdur. Mesela bebek mezarı gibi ayakkabıları olan adamlardan bahsedilir. Oysa gerçekten de bazı adamlar sırf bebeklere mezar olan ayakkabılarla dolaşırlar dağlarda. Alın size bir yürüyüş ve bir göç insanlık çemberinin dışına doğru...Yürüyüşüyle eğitir insan kendini. Göçüyle belli eder durduğu yeri. Ve göçüsün en bariz belirtisi ve …

Benim Türümü Kim Neden Yaşatsın!

Resim
Kırgındı bütün gençliğim! Ellerimde hiç çalışmamışlığın verdiği nasırlar vardı. Gece, sadece karanlık değildi, Turuncuydu bazen. Turuncuydu bazen gece, bize binbir türlü hünerini göstermesine rağmen.
Bugün, bütün öfkeli Ömerlerin inancını kovalıyorum. Öfkeliyim fakat korkuyorum içimdeki nazarın Ömerce bir öfkeden uzak olmasından. Oysa insandım,  nâs'a ve yaralara karşı kabuk bağlamışlığım vardı.  Kavgalıydım. Kavgalı.  Gözümdeki cinayetler, paslandırmazdı sesimi. Bütün yüreklere, beynimi sunardım. Ve evet, gözlerimde  taşırdım ülkemin bütün namlularını. 
Secdelerden geçerken,  uzatırken ellerimi yığınlara Yığınla, yığınla, yığınla  Sıkışırken insanlar, perdelerin ardına  Ben, kırgındım bütün gençliğime  Bütün gençliğimi yürümekle tanımlarken bugün, Bugün bütün öfkeli Ömerlerin ayaklarına kınalar yakıyorum.  Öfkeliyim, kemiklerim ve kemiklerimin kalbi bundan habersizken.
Ve fedakâr annemin, beni, oğlunu gördüğü son sahne; Sırtımda çamurla yağlanmış bir kamburluk, Toprak bana mezar değil bir uğultu artık…

KENDİME KONUŞARAK YAZMAYI DAYATTIM!

Resim
BİRİNCİ KONUŞMA
Zaman, toprağı eskitiyor. Zaman, havayı eskitiyor. Zaman, insanları eskitiyor.
Zamanın ayak izleri, önümüzde ve arkamızda. Her ne olursa olsun, bir şekilde (Hangi şekle girdiğimizin önemi olmamakla birlikte) yürümeye ve zamana çarpmaya devam ediyorsunuz. Bugün uyandınız ve yaratılmış olan ve imkanlarımız dahilinde hayatınıza eklenen her şeyden faydalanmak için yemin ettiniz. Evet! Uyanmak büyük bir sorumluluk gerektirir. Bütün uyuyanlar karşısında uyanmak, en çarpıcı insanilik davranışıdır. Uyandınız ve yemin ettiniz. Yemin ettiniz. Allah'ın bana vadettiği her şeyden sorumlu olacağım. Bunu kabul ediyorum! Dediniz. 
Peki, ne oldu da gözleriniz yorgun, beliniz ve omuzlarınız sızılar içerisinde. 
Hiç bir şey yapmamanın verdiği o en ağır yorgunluk vurdu. Vurdu ve bir vuruşta yere serdi sizleri. Elhamdülillah! Diyordunuz. Amenna! Kelimesiyle kabartıyordunuz göğsünüzü.
İnsan çoğu kez düşlerini parçalayarak bir düş kırığı haline gelir. 
Sizler göğüslerinizi kabartırken, kı…

OT

Resim
Ot biçmekten geliyorlar! Toprağı daha yakından görebilmek için,Otlarla savaşmaktan. Bir rüzgarın, Sesini taklide çıkıyorlar. Başlar çevriliyor, Kaşlar kara. Islık çalıyorlar, Üflüyorlar, Rüzgar sanılıp başlar çevriliyor dağa. Ot biçmekten geliyorlar! İplere sarılarak. Ot biçmekten geliyorlar! Toprak güneşe sarılıyor, Kavaklar unutuyor çocuklarını. Rüzgarı taklide çıkıyorlar, Çalıyorlar çocuklarını. Ot biçmekten geliyorlar! Dönüp bakıyorlar toprağa. Ot biçmekten geliyorlar! Tozlanıyor botları. Çalışmak mı? yoksa,Çalışmak mı? zor geliyor, Bunu düşünüyorlar. Bütün bozkırların dillerinden düşen lakapları, Bütün lakapların bozkırlarından düşen insanları, Ve otları biçiyorlar topraktan. Ot biçmekten geliyorlar! Kavgalı.

Yemekhane

Resim
Tuz yok,                                 Şeker yok,                             Ekmek yok.
Sahanların köşesinde bir dolu yansımalar.   Kurbanlar daha mideli yaklaşsınlar diyerek, Bir girip, bir çıkıyorum suya. İlk kaşıktan önce nefsi, İlk dalıştan sonra düşünceliyim.
Ellerini toprağa sürenler ile, Toprağı her an sürmek isteyenler aynı safta! Ve bizler, Hep birlikte, üçlü saf düzeninde, namaz kılmamak için toplanıyoruz!
Her hareketimiz bir emrin üzerine dizili. Ve konuşmalarımız, intihar etmememiz üzerine. Çok çalışıp, hür olmayan açlık içerisinde. Yeni günün aydınlığından korkarken, Hiçbir kaşığı azığını azaltmayanlar, En kuduzi şekliyle bakıyorlar birbirine.
Belki sürgünler en olağan diyebileceğimiz şekliyle büyürken bu yerde, Kirli bir tıkanıklık ile yoğuruyoruz sabahı. Ya silahımızda kurşun olsaydı? Çok daha kelimeli yaklaşırdık, bütün emirlere. Belki. Bütün eminlere.

Yorgun, Korku ve Korkuluk

Resim
Korkunun kupkuru kabuk bağlamış yüzüne karşı,Yorgun bir gençlik bırakıyoruz.
Kızıyoruz.
Yorgun bir kabuk bırakıyoruz.
Yorgun bir kabuk bırakmak için,
Sürünüyoruz gençliğimize.
Bizler kısık ve yorgun gözlüler,
Korkuyoruz gözlerimizin
Korkunun yakıcı yorgunluğunu kabuklu bir muska olarak gördüğümüz zamanlarda
Halkın oruçlu ağzından dökülen,
Duyulgan sözleriyle koşuyoruz.
Ellerimizde yılların yağını ve pasını yoğuran yorgun nasırlar,
davranışlarda faşizmin fark edilmez güdüsü
Yıkılıyoruz! Biliyoruz,
Bir manzaranın haliyle koşuyoruz halka.
Halkımız bütün rütbelere karşı oruç dolu
Halkımız yorgunluğumuza karşı kurşun gibi... Halkımız toprağa sokulan,
Halkımız yorgun.
Soğukluğun ve yorgunlukla titreyen korkunun
Hani, bir sesin resmini hayal etmek gibi dediğimiz,
Ve sürünerek toprakla seviştiğimiz anlarda
Kabuğunu paslı çakılarımızla parçalıyoruz.
95. gün
95. muska
95. korku
95. yorgunluk
Çaremiz yok.
Gençliğimiz yorgun ve korkulu
Gençliğimiz dudak ısırtan
Yorgunluk ve korku
Ve evet korkuluk..…

Bu Bir Putluktur

Resim
Namluların o metalden kokusunda, Kirinde, yağında ve en nizami görünüşünde buldum doğruluğu. Emredin! Emredersiniz!
Beni Bu yazık yüzü, yaralıyı. Sol parmağında taşıdığı yüzüğü, aşkı Korkusundan yıprattığı sakallarının görüntüsüyle doldurdu namlusunu, Oysa paslıydı. Oysa habire uykuya savaş açtığı Bir uyanıp, Bir uykuya daldığı anlarda, Bir gerçeğin düştüğünü gördüm, yüzüstü. Düşmek endişe ile durulu. Emredin! Emredersiniz!
Fikirlerimizin daima noksan sayıldığı, Bu parçalı, bu bölük pörçük zamanlarımın (dedi!) diye ölüme nizami yürüdüğüm emirlerden kızardı yüzüm. Ben bir korku bıraktım çekişmeyle dolu. Bir bıkmışlık, çoğunlukla. Bedenim hangi evde? Ruhumun hangi bende ve bedende olduğunu, Esas duruşumla kavradım.
Anladım ki, Bu çağın putları, kölelerdir. Ve yeni bir anlamı doldurur içine, köle. bir köle çoğunlukla kelime kullanmaz! Emredin! Nokta. Emredersiniz! Nokta değil.

Büyümek Kafesi

Resim
Bir ince kokudur,
Büyüyüp gelir,
Büyüyüp gelir,
Büyüyüp gelir.

Sesi hür ve dolgun olsun diye;
Büyüyüp gelir,
Büyüyüp gelir,
Büyüyüp gelir.

Derinlerin, o en derin dediğimiz yerde
Büyür bütün güzellikleri.
Serpilir, bir ikindi ılıklığıyla kavrulur güzelliği..
Issız ıssız yakar bir erkeği,
Derin derin yakınır kadınlığına.

Bütün sokakların çıkmazlığını kendi içinde büyütüp,
Büyütüp, büyütüp tarlaların çizgili göğsünü hatırlatır,
Bazı zamanlar.

Kimi zaman hissedilmez bir esneyişle bağırır yorgunluğunu.
Bir kadındır çoğu zaman.
Bir kadın büyüyen bütün erkeklerin yüreğinde.
Bir kadın büyüyüp büyüyüp büyütür,
Bütün güzellikleri.



Ben Köpeği Düşünüyorum Sen Kemiği - Başlanan

Resim
Asfaltların nemli yüzünde nakışlı ayaklar, Dizlerde kanın en bitkin hali. Uçuşan nefret, korku, erkeklik
Dişlerini bileyen köpekler  Ve inançsız bir hastanın yanında inançla öksüren bir duruş, Ben köpeği düşünüyorum sen kemiği
Saatlerin topluluk olarak sayıldığı Ayakların birliği ile çağrılan yılkılar Ve her hareketin gürlüğe ve dahası korkuya çarptığı, gün yüzünden sesleniyorum,
Biliyorum sesimizin gürlüğü bir gülü beslemeyecek! Biliyorum, Ki bilekle ve bilmekle yoğuruyorum her sesi. Bir sesle biraz- bir sesle aniden Ve bir sesle her şeyden kaçıyorum.

Toy Tayların Damar Yolu Gezintileri

Resim
Zaman, hızlı ve öfkeli bir tay toyluğuyla koşuyor damar yolunda kadının.
Al ve ak yuvarları sollanıyor, sallana sallana akıp durduklarından sebep. Kadın, diğer bütün kadınlar gibi ve diğer bütün adamlar gibi soruyor o meşhur soruyu? 'Biraz yavaşlayamaz mısın?' Koşmaktan başka bir eylemi olmamış birine böylesi bir soru? Göz açıp kapayıncaya dek cevaplanıyor: Hayır! Ben hızımı kesecek değilim, sizler de koşun, haydi! Tayın ardı sıra yollansa bedeni, ne anlamı olacak ki? Her halükarda ardında kalacak,  Geç varacak menzile. Yularına doğru sıçradığı vakit, Göz göze gelecek tay ve kadın. Bir de ne görsün o bitap gözler? Bizim tay artık, artık yılkısına razı bir ihtiyar at olmuş. Ve tükenmiş tüm saliseler. Kadın, çok hızlı bir nefes alışıyla... Ölmüş. 

Toy Tayların Damar Yolu Gezintileri  [Seslendirme]



Çünkü İnsan:

Resim
Şehre doğru koşanları gördüğüm zaman,  doludizgin bir at olmak isterim.  Çünkü sırtım bütün kamburları yük bilmiştir.  Çünkü sırtım kabuk bağlamıştır yorgunluktan.  Gurbet diyarında esir olan vücudum,
insan olmak için kendi çeperlerini parçalamakta!

Bir karattı vardır vücudumda!  Bir güzelle, bir kafeste,
bir bardak çay içmek için oturduğum vakitleri hatırlıyorum.  Kafeslerim tozlandı hissediyorum.
Bir mısır tanesini patlatıyorum,
anlamın yılgın atlar gibi koşuşturarak yakındığı anlarında!

Ay ışığında, gölgemi!  Gün ışığına, sözlerimi büyütüyorum!
Farkında mısınız?  - Bilmiyorum!  Ancak gönlümün neyini ağlıyorum.

Aklıma saklıyorum!  Aklıma saklıyorum!  Aklıma saplanıyorum!

Kararmış kalbimi,  hiçbir nasihat doğrultamaz.  Çünkü insan, kambur bir gövdenin parçasıdır. Çünkü insan, derdi çağrı olan, derdin çaresizliğidir. 


Günler; Gözlerimi Bir Mendile Silip Bir Köşeye Bıraktığım

Resim
Fabrika diplerinde büyüyen bir gençliğin bu dünyadan alacağı tek şey hayalet bir izmarit rüyasıdır. Şehirlerin ve insanların hizaya gelmediği anları hepimiz dipdiri bir şekilde hissediyoruz. Sapkınlığın özgürlük olduğunu düşünmeye başladığımız an asıl depremi yaşamış oldu bilinçler. Tuhaf tohumlar bırakıyorum buralara. Toplayın, tarlalar benim için ıslık çalıyor, duyuyorum. Biraz köylü kokusu, teri ve usturasını görmek istiyor gözlerim. Biraz avluya çıkıp, nefes alıp, bir kıpırtı bırakmak istiyorum dünyaya. Kıpır! Kıpır! Kıpır! Başımı döndürüyor bazen kanımı bir tahta kaşık ile karıştıran şehir. Şehre karşı bütün çirkefliğim ile köylülüğümü sunuyorum. Yavrum! Kötürüm olmuşsun duydum. Bir kalfa var, kibrini yakarak herkesin önünde bacaklarını kıran. Çığırından çıkan bilincimin kuşlarını bir şiir ile döküyorum kara kıtaya;

SİYAH KITANIN DİK BAYIRLI YOLLARI
Saat 01:27 tütsü kokuyor nefesin!
Sokaklarda çıplak ve körpe çocuklar,
Yavrum; perdelerin açıldı,
trajedi bir taverna gibi yüzünde.
G…

Gevrek Gülüşler ve Beklenmemiş Ölüm Üzerine

Resim
Ecel dişleri arasında hücrelerine dek öğüttü seni,
Ağladın ama gözyaşı akıtamayacak kadar cesettin!
Sustun,
bağıra bağıra girdiği kara toprak insanların,
seni sadece sükût ettirdi cân,
sen yalnızca cam gibi parlayan bir göz olarak kaldın,
gözlerini kapattım!

Sıvadım sol elimle bembeyaz sakalların soğuktu işte.
Her vakit yanan, terleyen, üşüdükçe sobaya sokulan sen,
dışarıda unutulmuş siyah lastik ayakkabılara kar dolmuş gibi,
Soğuktun.
Sustum.

Ellerini en son kim öptü senin?
Yoktun,
kimdi üşümesin diye uyuyamadığımız.
Kimdi sesini hatırlamaya çabalarken bunca sessiz duran
tam 24 saat öylece susan kim-di ?
Beni soran,
Bana kızan,
Bana söylemeye utanan.

Girdim bembeyaz işte öylece seninle toprağa.
Ama susamadım.
Gülümsedin yine yavaşça.
Gevrek gevrek güldü cam gözlerin.
Hep yaş aktığından muhal parlıyorlardı değil mi?
Yine ağladın.
Ölürken yine o hayırsız mirasa.

Yine sessizce aynı onun gibi.
Gittin.
Sustun.
Dayanılacak gibi değil cân!
Tam 97 sefer sustun.
İyi ki cennet var cân,
Ben ka…

Kim Diyerek Ağır Bir Yükle Soluk Alıyorum

Resim
Eskimiş baharların ruhuyla doldurdu gözlerini.
Uyumuş yada küle dönmüştü.
Kim bir baharın gözlerinden
küle düşmek ister?
Bakışlarının sessizliğinde,
elleriyle yalanlarken yaşlılığını, Kim bir balkonun sevgilisi olmak ister? Biliyorum,
uçuyor rüyalarında ejderhalar.
Ben ırksız bir çehrenin yanağından öpüyorum.
Çok eskimiş diyerek anlımıza sürdüğümüz elleri,
Kaç kere anlatırız ölüme? Bilmiyorum! Kimdi patlayan gözlerin rıhtımında,
bir ölümün yolsuz kubbesinde kırılan? Mekanlar çıplak,
gözler şaşı,
aşkın o bilinmeyen ağırlığı!
Çilek reçelleri,
ve çekirdekler. Kim!
Bahsederken dağılan izlerin kanayışında,
adil birer “ey” olabilir! Sesim erdem dolu,
kelimelerim yoklukla var.
Etten ve kemikten sıyrılan sesim
kıvrılan, kıvrılan, kıvrılan
ve bir boşluğun görünmeyen eşyalarında,
değişen, değişen, değişen
ve yanlış bir durak olarak inilen yerlerinden
kaç kere yaşayarak yaralandı? Kim?
Önünde izleri varken çocukların,
tökezlemek ister? Dünya varlık ile yokluk arasında, sıratta.
Bu yüzden toprak…

Kuşları Kırdım Kanatlarından

Resim
Bir şehrin kâğıttan yüzünde
Bir kırık cam gibi dokundu gözlerim.
Ne kadar eskiden kalma varsa,
Şehrin kokusunda yorgunluğa bıraktım. İşledim, unutulan kışları, kağıtlara
Bıkkınlık gibi bir alfabe düştü dilimden
Saatlerin, gölgelerin ve güneşin sesinde
Zamanın gençliğine ölümü inandırdım. Annemle yaşarken şehrin gerisinde
göverdi, ölüme kırılan, çocukluğum
çığlık gibi bir şey salladı beşiğimi
ve ben,
kuşları kırdım kanatlarından.

Ses Denemeleri

Resim
Bir şehir.
Resme dökülmüş küpeler.
Gecenin sessizliğinde,
dışa çekilen nefesin
içte bıraktığı çığlık.
Bir şehir.
Yamacında uzanan kadınların,
yamacına uzanan erkeklerinde.

Sıcak Kan Çağıltısı

Resim
Kırıldı kabuklar.
Yıkıldı harfleri adımın.
Bir yalnızlık koştu sipere,
Şiddet kanunu oldu
Kanlı insanın, kanlı yeryüzünde.
Kurutuldu mahvımın çaresinde tarihim. Vuruldu duvarlara, temmuzdu.
Yüzüm asıktı!
Aşıktı kuşlara.
Gebeydi,
Göçebeydi toprağımızın 
sonumuz olduğu yerde. Yürüyordu!
Korkutmuyordu düşmanlığı yolların.
Kor tutuyordu ayakları.
Kör tütüyordu gözleri.
Yürüyordu!
Kenarında yoksul sıcakların.

İşte  yangınlar odası 
Yangınlar, yaman savunanlar.
Asuman yüzünün cemaatinde dirilen 
Durgun akarsular!
Hiç bir yüzün asılmadığı günlerin, 
Nevasında, narında ve nüshasında!
Ve hiç bir yüzün asılmadığı günlerin,
Ölümünde, Sultanım!
Yıkılmadan kan uzat yüreğimin münci yalnızlığına.

Bir Kadının Kapı Başında Nasılsın Sorusuna Verdiği Bedensel Korkular

Resim
Kırılan kapılar,
çırpınan bir sıcaklığın
temmuz sesleri.
Kadın,
beyazı kırmızıdan korumak için
Bağırırdı sokaklarda.
Kadın ağlasa,
kırmızıya dönerdi;
Gözlerinin etten, çerçevesi.
Kadın korkardı kırmızıdan.
Çalışmak için tüysüz kanatları vardı!
İlerledi bahçelerin toprağa en yatkın örtüsünde.
İlerledi kümeste tavuk sesleri.
Boğardı alnındaki ölüm izlerini.
Koşardı ve unuturdu,
ağalığın beylikten laflarla süslü olduğunu.
Koşardı kadın, unutmak için parmak izlerini.
Dumanı ve ölümü aşkından dolayı dertli öperdi.
Boyun bükerek gelirdi, boynu öperek.
Boyun izlerinin sıcaklığında,
Eriyerek yaşardı hayatı.
Kadın, erkeğin çokluk yanıydı.
Ve kadın, ülkelerin siyaset için kullandığı en berrak ışıktı.

Ey İnsanlar

Resim
Yürür,
kemiklerinde, ıssız bir sesin aktığı anlarda.
Kalbinde ırksız bir çehre.
Çenesinde kadın dudakları.                                                                                                             

يَا أَيُّهَا النَّاسُ

Ayaklarında incir tozları!
Camiler görüyor bu gözler.
Eşiklerinde izleri, göğsü kırık insanların.
Ağlıyor şakakları,
Duman tükürüyor sabahları.

Kabre uyandı.
Dişi sımsıkı,
Diri!
Ve kanatlı!

يَا أَيُّهَا النَّاسُ

Siyahı gözleriyle çalmalı.

”Şiiri gözleriyle okurken dili kesildi. Görenin. Yarım bakan gözler gibi kaldı şiir. Yarım kaldı, yarına! ”