Yayınlar

EDEBİ YAZILAR etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

RAĞBET GÖREN

GÖÇ - (Ayakkabı Tercihi)

Resim
İnsanlar daha zayıf olmak için yürürler kimi zaman. Kilolu oldukları zannına kapıldıklarında, yani kendilerinden başka birileriyle kıyasa tutuştuklarında, aynaya değil de başkalarının gözleriyle kendilerine baktıklarında yürüyüşe çıkarlar. Yürürler ve zayıflarlar. Oysa bizim sözünü ettiğimiz yürüyüş bunun aksine, zayıflamak için değil güç toplamak içindir. Bu ayrıntıyı küçük bir tefekkür olsun için ekledik girişimize.Gelişme bölümü ile devam edecek olursak; uzun soluklu bir kaç soruya uzun ve soluksuz cevaplar verip nefis nefise kalmıştık en son yazımızda. Bugünse ayakkabılar üzerinde duracağız.Ayakkabılar hakkında çok farklı deyişler ve atasözleri duymuşsunuzdur. Mesela bebek mezarı gibi ayakkabıları olan adamlardan bahsedilir. Oysa gerçekten de bazı adamlar sırf bebeklere mezar olan ayakkabılarla dolaşırlar dağlarda. Alın size bir yürüyüş ve bir göç insanlık çemberinin dışına doğru...Yürüyüşüyle eğitir insan kendini. Göçüyle belli eder durduğu yeri. Ve göçüsün en bariz belirtisi ve …

GÖÇ - (Ayakkabı Tercihi)

Resim
İnsanlar daha zayıf olmak için yürürler kimi zaman. Kilolu oldukları zannına kapıldıklarında, yani kendilerinden başka birileriyle kıyasa tutuştuklarında, aynaya değil de başkalarının gözleriyle kendilerine baktıklarında yürüyüşe çıkarlar. Yürürler ve zayıflarlar. Oysa bizim sözünü ettiğimiz yürüyüş bunun aksine, zayıflamak için değil güç toplamak içindir. Bu ayrıntıyı küçük bir tefekkür olsun için ekledik girişimize.Gelişme bölümü ile devam edecek olursak; uzun soluklu bir kaç soruya uzun ve soluksuz cevaplar verip nefis nefise kalmıştık en son yazımızda. Bugünse ayakkabılar üzerinde duracağız.Ayakkabılar hakkında çok farklı deyişler ve atasözleri duymuşsunuzdur. Mesela bebek mezarı gibi ayakkabıları olan adamlardan bahsedilir. Oysa gerçekten de bazı adamlar sırf bebeklere mezar olan ayakkabılarla dolaşırlar dağlarda. Alın size bir yürüyüş ve bir göç insanlık çemberinin dışına doğru...Yürüyüşüyle eğitir insan kendini. Göçüyle belli eder durduğu yeri. Ve göçüsün en bariz belirtisi ve …

VE ALLAH KENDİNİ BANA HATIRLATIR

Resim
...ve ALLAH yeniden başlayanların yardımcısıdır.''


Zamanımı avuçlarımın içerisinden toprağa sürdüğümü hatırlıyorum. 
Bir şeylerden korkarak koştuğum, bütün çatlak betonların çizgilerinden taşan isyanı görüyorum. Kuruyacak bir gençliğimin olması ve bu gençliğimi yıllar yılı damıttığımı biliyorum. Ben bir kavak ağacı değilim. Sabahları aşık olduğum ışığın yapay yüzüyle yataklardan fırladığım ve ellerimde ölümün boş infilakını tuttuğumu bildiğim, o haşerenin, kasvetin, fabrika seslerinin arasında buldum o biçimli hakikati. Ben bütün birazları içimde çoğaltarak yaşadım. Üşüdüm ve uykum geldi. Sırtımı verdiğim beton ihanet etmedi bana. Bütün cezalardan samimiyetim ile sıyrıldım. Bir alışkanlık edinmek için her gün konteynerlerin arasında sımsıkı tuttum sapanımı. 
Beni yetmeyen bir karşılama ile çevreleyen sevdiklerim, fark etmediler, sakalsızlığım bir yokluğun dökülen yanlarıydı, ben kesmemiştim oysa.  Oysa kimse acıyan yanlarını kesip atamazdı. Herkes yağmur beklerdi, ben serinlemek …

Bu Göçüş Nereye?(5) -SORU(N)LARIM VAR

Resim
Peki bileti ne zaman ve nereden almıştık?
Bize bileti satan mı teklif etmişti almamızı, yoksa bu seyahate karar veren biz miydik?
Biletler kaç para tuttu?
Yolun verdiği iç huzur ve menzile verdiğimiz değer bu parayı ediyor muydu?
Yola yalnız mı çıkmak gerekir, yoksa biri veya birilerini yanımızda götürebilir miyiz?
Yolda herhangi bir yere uğrayacak mıyız?
Geri dönme şansımız var mı?

Tüm bu ve bunun gibi soruların cevabını bulabilmemiz için tam 124.000 defa uyarıldık. Uyarının adı Tevrat, diğer adı Zebur, müjdesi İncil ve noktası ise Kuran-ı Kerim'di. Ve kapsamı herkesin anladığı dile göre mana buluyordu. Kimine fazlasıyla asabi, kimine hikayevari, kimine tehdit edici, bazılarımıza ise inşirah beyanı...
İnsan sayısı kadar yol olduğunu söylediğim zaman bana, öyleyse en başından beri anlattığın şey kendi yolunmuş. Konunun benimle hiçbir alakası yokmuş. Benim yolumu ancak ben anlayabilir ve anlatabilirim diyeceksin belki de. Ama sen benin ta kendisisin. Bunu sana hatırlatıp durmaktan yoruld…

Bu Göçüş Nereye? (4) - DOLAMBAÇ

Resim
Yüklerden bir bir arınmaya başlıyoruz. Madem yol bize taşlarla zorluklar çıkartacak, öyleyse biz de ona heybemizi döke döke gidelim. Yollar çile çekmek içindir üstelik. Yolcular gibi.

Seferiliğin bile bunca kolaylığını sunuyorsa Yaratıcımız, bir çilesi olmalı ve yolun sonunda varacağımız hakikate değmeli. Zaten o hakikate neler feda edilmez ki Allah aşkına? Hakikatler bedel isterler. Haydi başlayalım ödemeye çünkü peşinin altından kalkamayacağımız kadar çok takside ihtiyaç duyacağız.

Evet bankalardan büyükçe bir farkla faizi yerine faidesi bol bir taksitlendirme işlemine başlayabiliriz.

İlkin ne demiştik? Dünyanın nesi gibi kokuyorsan onu bul ve kendine fısılda. İkinci ödememiz gereken miktar ise ziyadesiyle heybeyi hafifletecek muhacir kardeşim. Bu ikinci ödeme seni öyle memnun edecek ki, kendi verdikçe malı artan bir zengin gibi hissedeceksin. Ne mi peki o? Vakte değer verip içi boşaltılmış tüm anların balonlarını patlatmak. Boşluğu dolduran ve fakat kendisi aslında bir boşluktan i…

Bu Göçüş Nereye? (3) - HEYBENİ BOŞALT!

Resim
Yollar.. Yollar ki bitmek tükenmek bilmeyen imtihanlara gebe. Sağımızda güneşli bir deniz kıyısı dururken, solumuzda yemyeşil bir ağaç şöleni bizi karşılasın isteriz. Dünyadan geçişimiz manzaralı olsun dileriz. Fakat ne diyordu şair? Cennet ucuz değil.

Tabi bu dünyada yürüdüğü asfalt kaplı şeyleri ve birer birer tırmandığı başarı merdivenlerini yol sayanlar için sayısız cennet aksi var suyun üzerinde. Büyük bir kısmı sularla kaplı insan evladının, yine büyük bir kısmı sularla kaplı bu kürede gördüğü seraplar birer yalancı cennet, evet öyle. Aksini iddia ediyorlar. Oysa bu cennetin tam da aksi.

Kelime oyunları yapmaya bayılıyorum. Benim de yürüyelim dediğimiz bu hakikat yolculuğunda insan kokan yanlarımdan biri işte. Sizin nasıl kokular geliyor kendi ruhunuzdan burnunuza ve asıl duyu organınız olan yüreğinize? Siz bu alemin neyi veya neleri gibi kokuyorsunuz? Durun söylemeyin bize. Ama kendinize bu sorunun cevabını verdiniz bile.

Çoğunca atalet kokuyoruz belli ki, üşendi kiminiz bunca…

Bu Göçüş Nereye? (2) - HİCRET

Resim
Göçüş başlasın. Arkamızda bıraktıklarımıza, dünya ve içindeki bütün geçici metalara, arzu ve heveslerimize dönüp bir kez daha bakmayacak kadar vazgeçiyorsak onlardan ve yürüyorsak seçtiğimiz ve seçildiğimiz bu yola doğru artık kelimenin okunuşunu ve yüreğe dokunuşunu değiştirelim. Ona göç demeyi bırakıp "HİCRET" deyip devam edelim yürüyüşe. 
Size trajikomik bir haberim var öte yandan. Bu yürüyüşün Mekke'den Habeş diyarına kadar uzanan yayan yoldan daha kısa olduğunu ve daha kolay geçeceğini bilmelisiniz. Bu yolun yine Mekke'den Taif'e uzanan bir aylık yolculuktan da daha kısa bir seyahat olduğunu bir kenara yazalım. Bu seyahatlerden birinde arkanızda sizi öldürmek isteyenlerin olmadığını, diğerinde ise yanınıza sadece Zeyd'i almadığınızı, alaya alınıp taşa tutulmayacağınızı,  sürecin sonunda arkanızdan sizi yalanlayan bir grup adamın sizi teslim almak üzere gelmeyeceklerini biliyorsunuz. Şimdi rahat bir nefes alabilirsiniz.

Demeyi çok isterdim. Ama hepsi birer …

Bu Göçüş Nereye?

Resim
Göç etmenin kıymetini anlamam lazım. Bunun için ne yapmam gerektiğini fehmetmenin tek bir yolu var. O da yolun ta kendisi. Bu soruyu kendime sormuş ve “Şimdi ne yapacağım, ne yapmam gerekiyor, şu yaşa geldim ve ne yaptım?” demişsem, yola girmişimdir. Tam isabet! Burada göç tabirini kullanıyor olmamın özel bir nedeni var. Bu yola girecek ve arkamı dönüp gideceksem bir başka ben’e doğru, arkamdakilere dönüp bakmamam gerekecek. Göçmem ve beni yoldan alıkoyan her şeyden geçmem gerekecek. Meşhur yar ve ser meselesi anlayacağınız. Bırakın her şeyi. Geride kalsınlar. Siz aslında yollar içinde gerçekliği gün gibi meydanda olan tek yola giriyorsunuz. Kaybedecek neyim var diye sormayın kendinize, Ebu Zerr gibi davranın ve “Benim üstüme ne var?” diye sorun. Ve lütfen yola girmiş gibi davranmayı bırakın. Çünkü bu, yola girmekle aynı şey değil.
Yol nedir?
Yol felsefe değildir. Yol siyaset değildir. Yol zanaat değildir. Bu yol riyaset değildir. Yol ziyafet değildir. Yol sefalet de değildir. Ve yol…

Gece ve Saygısızlık

Resim
Ekmeğe ve hamura tahammülü olmayan gençleri gördüğüm zaman, bir günün başka bir günden gözlen ve fikren farklılaşmayacağını düşünürüm. Öyle bir düşün, genzine vururum ki kelimeleri, hiç bir tohumun evladı anlayamaz beni. Ben ki acemi oğlanlar ocağının bir pare saf kılıcı, biraz alın teri ve belki de ölüme en meyillisi. 
Ancak kapıların ha bire açılıp aslında gözümüz için duyar kasan ışığın varlığından umut bulmak yerine bilmediğimiz ancak bizi kendine çeken bir krize koşarız. Şimdi bu oğlanların, kılıçların ve krizin birliğinde sesleniyorum; ciddiyet gittikçe budaklanıyor içimde. Biraz gece ve çoğunlukla saygı bekliyorum. Beklediğim şeylerin görüntüsü ve sesi öyle bir şekle bürünüyor ki gürültüden ve yamukluktan başka hiçbir şey göremiyorum. Ayağa kalkıyorum ve öyle bir yağmurla bağırıyorum ki göğe bütün kelimeler sessizliği temsil ediyor. Ve ben bir insanın hizasında delirircesine bir çizgiye bakarak sessizce "ne kadar tezat, inkarlar ve insanlar var " diyorum. 
Şimdi erkekle…

İç Göç

Resim
İçeri giremiyoruz bu günlerde. Dünyada neler olup bittiğinden haberdar olmak istiyoruz hepimiz. Matematiğin fazlasıyla işimize yaradığı günlerdeyiz hocam. Türkçe'yi sıklıkla sosal medyalarımızda, ingilizcemizi Netflix'te, fransızcamızı gündemi yorumlarken kullanıyoruz. 
Kullanageldiğimiz bir tane dil var zannederken aslında ne kadar çok lisana aşinayız ah bir bilsek. Sosyal mecradaki Ayşe'nin dili müthiş bir müslüman kadın iken, aynı kızımız yalnız başıma işlediğim günahlarımı bilmiyorsunuz diyor;  aynı Nurettin TOPÇU gibi. İtiraf ediyor aslında o da, insanın kulluğunun göstergelerinden en dürüst olanın yalnız başınayken işlediği ameller olduğunu... Ve başlıyor kendine kızmaya. 
Neresinden tutsa elinde kalacak bir hayatı var aslına bakarsanız. Aslına bakmanız da pek mümkün değil doğrusu. Çünkü mübalağa etmekten içi boşalmış bir dindarlıkla yüz yüze kalabilirsiniz belki de. Belki de halihazırda görüntü itibariyle aynı müslüman kadın olarak görünücektir size duruşu ve konuş…

Hüzünlü Mutluluklar

Resim
Her insanın bir hüznü vardır içinden söküp atamadığı. Mutlu olduğunda dahi gözlerinde o hüznün kırıntılarını taşır. Gözleri parlar ya insanın hani, hah işte, mutlu oluşlarının hüzünlere çarpmasıyla ortaya çıkan kıvılcımlardır onlar. İşte o kıvılcımlar hüzünlerin varlığıyla vardırlar. Her mutluluk biraz hüzün taşır bağrında. Üzülmediyseniz, mutlu olamazsınız. Mutlu olduysanız, üzülmüşsünüzdür. Hayatın cilvesidir bu zincir. Her şeyinizle mutlu olmak istiyorsanız bir şeylerinizle mutsuz olmak kaçınılmaz bir koşuludur hayat kervanının.

Peki nedir hüzün? Mutsuzluk neyi ifade eder? Kaybettiklerimizi mi, kazanamadıklarımızı mı? Sahip olamadıklarımızı mı, yeterince çabalamadıklarımızı mı? Mutlu olmak için bunca çaba içerisine giren insan nasıl olur da bu esnada yaşadığı bir diğer duyguyu göremez?! Mutsuzluk aslında beceremediğimiz bir mevzu olabilir mi? Yani insan mutlu olmaya çabalarken mutsuz olmayı nasıl eline yüzüne bulaştırır ki. Mutsuzluk öylesine alelade bir duyguyken kendini yerden yer…

Kaşıntı

Resim
Çağımızın en büyük sorunlarından birisi kaşıntı hastalığıdır. İnsan kiliseye gider, kaşınır ve aşkını kazır, tarihin kağıttan duvarlarına! Bazıları ise tarihi ihtiyaç giderici bir yer zanneder ve içine eder. Kaşıntı iz bırakır vücutta. Bu iz iticilik uyandırır gözlerde. Tarihe kaşıntı ile yaklaşmak iğrençlik meydana getirir. Tarihi ve anlamı ne olursa olsun geçmişi hatırlatan her şey saygıya hak kazanmıştır. Hakkı savunmak esasen halkın işidir ancak hakkı zedeleyen halktır.
Gözlerimin gördüğü fazlaca yer, fazlaca şehir ve kişi olmamıştır. Belki zamanın esirlerinin bir kaçına denk düşmüştür gölgem. Bu azıcıklar içerisinden gördüğüm puslu bir acı vardır. Bu puslu görünüşleri içerisinden görünen en net acı ise saygı ve sevgi eksikliğidir. Çağımızın en büyük kaşıntısı bu iki kavramın çerçevesinde bitlenir. Ne zaman unutulmuş olduğunu bilmediğim bu kavramların halen dillerde bir tükürük gibi ucuștuğunu görüyorum.

Hadi biraz ağzımız kurusun!

Konuşuyorum Öyleyse

Resim
Gözlerime yaralı insanlardan tutun yaraya ilham ve yahut yaraya derman olan bir çok toprak düştü. Yaşımın ve daha tam anlamı ile alamadığım Yaşalmak durumunun azlığından ötürü söyleyeceklerim bir kaç kelimeden ibaret olduğu sanılmasın. Bizler aklıyla dalga geçen tek yaratığız. Bu bir bilimsel bilgi değil tam aksine tam anlamıyla duygusal bir çıkarımdır. Duygulardan korkun! Çünkü onlar yarayı da dermanı da içinde barındırırlar. Dünyanın en güzel yanı topraktan meydana gelmiş olmasıdır. Gölgelerden kaçıp satırlara sığındığım günden beri kendimi tarif etmekte güçlük çekiyorum. Çünkü ilginç davranışlar peyda olmaya başladı, zihnimin en icra köşelerinde. 
Dünyaya düşman kesilmek ile dünyayı kesmek arasındaki o ince yaşamak hatasında gidip geliyorum. Gözlerimin didiklenilip dillendirilecek pek bir yanı yok. Bir kaç kelimeyi hırıltılı söyleyebiliyorum o kadar.  Ancak şunu söylemekte kendimi büyük bir güç olarak görüyorum. Dünya artık sadece nemli diyerek dert edebileceğimiz halinden çok uza…

Durgunluk

Resim
Şimdi bir zulme karşı atılmış yumruğun nizami olup olmadığı tartışıyor. Biliyorsunuz, biz arınmak için telef olmayı tercih ediyoruz. Her gün uykulu, gücenmiş ve aksak bedenimiz anlamış gibi yapıyor, gençken yürünen yolun taş ile bir yakınlığı olduğunu. Konuşanların bilmediği ancak inancına ram olan etlilerin bildikleri bir gerçek vardır: put denilen metanın bir sistem haline gelip gözlerimize sokulduğunu.  İşte yeni çıkardığım ve çözülmeye başlayan yumruğumun ilk soluğu: ...

Mazeret ve Kendi Kendini Paslandırmak

Resim
İnsan olmayı ve bunun getirilerini düşündüm. Gidenin ve kalanın ne olduğunu bilmediğim, bu yağmaladığım, bu kansız bıraktığım ve bu aldattığım kalbimde. Ben günlerin arka yüzünde yaşadığım tasalı anları bir sızı gibi hissediyorum. Kopan benim! Koparan benim! Yağan ve yağmalayan benim!       Kuru bir yaprak olabilmek için kendi suyumu emdiğim zamanlardan kaçmak istiyorum artık. Bir kefenim olacaksa şayet ıslak olsun istiyorum. Yağan bir damla yağmur içinde değil arzularımın peşinde terleyen bir alın olarak, yükü zehir ile birlikte yoğrulan ancak bir gram zehir akıtmayan bir alacaklı olarak sarılmak istiyorum o sırılsıklam kefenime. Biraz gümüş tozu bırakmak istiyorum acımı işleyen değirmen taşlarına. İstiyorum. Düşüyorum. Baylar! Kardeşlerim! Ben diyorum. Susmak için ayağa kalktığım ya da eski bir şiirimden hatrıma düşen şu satır ile hatırlıyorum kendimi: ''Ben oturmak için ayağa kalkanım''      Şimdi düşünüyorum da oturmak için ayağa kalkan olmak yerine yürüdüğü yolda ayağı…

Dertler Barınağı

Resim
Yoksuluz bugün. Bir çaresini bulamadığımız ve yalnızca dua edip beklememiz gereken hususlardan mahrum, her şeyin bir şekilde maddi çıkış yolları bulduğu bir hayatın içinde kayboluyoruz. Kaybediyoruz dertlerimizi. Eğlenmek için, ağlamak için, doymak için, korkmak için cüzdanımıza başvuruyoruz. Cüzdanlarımız başkalarının eğlencesine, doymuşluğuna ve mutluluğuna bir kapı aralamakla ilgilenmiyor. Cüzdanımız bir egoist arkadaşlar. Tek tek bütün uzuvlarımızla faydayı büyütüyoruz içimizde. Benim ne işime yaracak? Başkalarına verdiğimiz akıllar da aynı sorudan müteşekkil: Ne işine yaracak? İş dediğimiz şey salih amelden evrilip “Güzel İş” hâline geldi. Güzel iş tabiri cüzdanlarımızın hoşuna giden iş demek oluyor. Hayat güzel gidiyor şimdilik. İş ve güç yerindeyse, hayat harika. Koskoca ömre iki kelimeyle bir anlam kazandırıyor ve nasılsın sorusuna işimiz gücümüz yerinde cevabını veriyoruz. İş ve güç. Yetiyor ve artıyor. İşsiz ve güçsüzlerse hayatın anlamını ya bu ikisine sahip olunca bul…

Çöl, Harabe ve Göz

Resim
Ellerimde yıkılmayan saraylar var.
Ellerimde sessiz kelimeler!
Keşke bir şimşek kadar ölüme yakın ve güçlü olsaydım.
Tuhaf bir gece ve silik bir ızdırap.
Zamanım ve mekanım çaresizce bir köşede ağzındakini tükürüyor. Hani nefesimiz gül kokacaktı? Hani zehirle baş başayken zehirlenmeyecektik? Zamanın ve mekanın derinlerine inerek süzdüğümüz o ince aşkın çılgınlığını, bir dumanın gölgesinde eskitmek yerine bir bahçe de tohum yerine ekecektik? Müstesna gölgelerin boynunda büyümek varken kırılmaları, çürümeleri ve sabit durmanın ağrılarını hissettik omuzlarımızda. Yavan duruyorsun hakikatin yanında. Mektupların yaldızsız ve prangalı. Ben, sen, ben, sen, ipekler ve mühürler. Ben diyorum ben ve sen! Ruhumun kanatları varsa şayet tükenen ferahlığımın yenilgisiyle kırılıyor her gün. Ben diyorum. Ben ne zaman kaybettim kağıtların o renkli, o susuz ve o maziye dokunan küçük nakışlarını? Bu gün ben, bir sağanak eşliğinde dökülmek istiyorum uçurumlardan! Ben bir inancın kaybolma noktasında, isti…

Yasım, Bir Şeylerden Korkmamdır

Resim
1. Önerme
BALKONDA GEÇEN KORKU KONUŞMALARI.
2. Öyküleme
Karanlık Korkan ve Aydınlık Korkan balkonda kahve içmektedirler. Sigara yakan Aydınlık Korkan:
 – Sigaranın dumanının rengi olmasa aydınlık hiç çekilmez!
Cümlesini kurmasının ardından yaşananlar.
– Sigaranın dumanının rengi olmasa aydınlık hiç çekilmez! Dedi Aydınlık. Karanlık ise: — Bir gün başka renkte bir gece var olmaya başlarsa ve ben o gün kör olursam, lütfen beni öldür! İllegal olmayan ancak fikirleriyle ayakkabı numaralarını değiştirebilecek kadar derin bir düşünce yapısına sahip olan bir aileydi. Soy isimleri hayatlarını etkileyen en nadide taştı. Korkak. Evet bütün aile bireylerinin ölümünün ardından onlara kalan birkaç şeyden birisi de soy isimleriydi. Birkaç ölümsüz yanları vardı. Korkmak gibi. Karanlık; bir bayram sabahı gibi bir yüze sahipti. Gecenin gelmemesi için her gün güneş ve ay ile konuşuyordu. Hiçbir işe yaramadığını anladığı vakit, can dostu ve tek arkadaşı olan kardeşi, Aydınlığın yanına sokulur ve sigara içi…

Bir Paragraflık Sahneler -1

Resim
Tavana doğru başını kaldıran kişi olmayı istemiş ve günün birinde başını tavana kaldırırken bulmuştu. Kaç uçak gökyüzünü yaşlandırıyor, kaç araba dip boyası gelmiş, uçaktan kalma beyazlıkları siyaha boyuyordu. Bilmiyordu. Ancak şu an başını tavana kaldıran kişi bizzat kendisiydi. Heyecanlı ve kısık gözlerle tavana doğru bakışını sürdürürken eşyaların hiçbir zaman var olmadığını, tavanı ayakta tutan duvarların hiçbir zaman bir inşaat ustasının elinden geçmediğini ve hiçbir şeyin hiçbir zaman olmadığını düşündü. Sadece tavan ve kendisi vardı. Ellerini başına götürüyor, saçlarını çekiyor ve geri bırakıyordu. Buradaydı. Ansızın tavanda bir çatlaklık meydana geldi. Korkmuştu. Bu muhteşem manzaranın altında bulunmaktan heyecan duyan gözleri tavanın yok olabilme ihtimaline karşılık apansız bir büyüklüğe bürünüyordu. Ancak tavanda ki çatlaklığın şekli öyle bir hal almıştı ki paklığına hayran kaldığı tavanın çatlaklığı bir sanat eseri gibi duruyordu. Gözlerinin kısıklığının açısı, bakışlarını…

Sigaradan Damıtılanlar

Resim
Bıkkınlık doğru bir tarif olmaz diyerek şunu söylemek istiyorum:


– Öyle bir hale tesadüf ediyor ki damağım, lezzet denilen o dünyanın baş döndürücü halini artık hissedemiyor hale geliyor insan. İstiyor ancak isteği karşısında elde ettiği ücreti hoşnut karşılamıyor.    Böyle bir anın köşesinde, karnımdan gelen seslerin sokağın gürültüsü ile yarıştığı ve akşamın olmasını istemek ile istememek arasında yuvarlanmanın yolunda, balkonda acıyla harmanlanmış kahvemi yudumluyorum. Bir yudum sessizlik diyorum. Herkes çıt çıkarıyor.  x

Edebiyat ve Edep

Resim
“Aklımda merak, şüphe ve saygı uyandıran iki şey vardır: Üzerimde yıldız gibi parlayan cennet ve içimdeki ahlak yasası.” – Immanuel Kant




     Dudağımdan dökülürken parçalanmayı seçen kelimeler var. Edebiyatın; edep özlüğüne dokunmayan noktalarından Allah’a sığınırım! Yürürken, bağırırken ve dağlarken aşkın kaburgada bıraktığı izleri, havaya bıraktığımız ve yeşil renklerin hayranlık ile karşıladığı karbondioksitin dahi edebe dokunması gerekir. Edep, kalbin kan pompalama görevinden başka ruha ve bedene üflediği ince bir paklık durumudur.      İnsan yürüdüğü yolların; taşsız, temiz ve göz bakımından güvenli olmasını ister. Ki yolda gördüğümüz bir taşı dahi ellerimize alıp: – Ey Allahın yarattığı güzel bir varlık olan sen! Güzelsin, yaratılan her şey gibi. Senin güzelliğinin en belirgin olduğu yer duvarlardır! Duvarlar sıcaktır. Bizi muhafaza et. Bize engel olma! (Sessizlik)     Böyle bir konuşma gerçekleştirdikten sonra taşın karşı cevap olarak  bir ses çıkarması daha etkileyici bir dur…